Kefil olan kişi hakkında icra takibi başlatılması, kefaletin türüne ve kanunda öngörülen özel şartlara bağlıdır. Kefilin sorumluluğu asıl borçlunun sorumluluğuyla aynı kapsamda değildir ve bu fark takip stratejisini doğrudan etkiler. Bu ayrım, kredi sözleşmelerinde kefil olan kişilerin haklarını bilmesi açısından büyük pratik önem taşır. Bu nedenle kefalet sözleşmesi imzalamadan önce turunun ve sonuçlarının iyi anlaşılması büyük önem taşır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.585 uyarınca adı kefalette alacaklı, borçluya başvurmadıkça kefili takip edemez. Ancak borçlu aleyhine yapılan takibin kesin aciz belgesiyle sonuçlanması, borçlu aleyhine Türkiye'de takibin imkansız hale gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi, borçlunun iflasına karar verilmesi ya da borçluya konkordato mehli verilmiş olması hallerinde alacaklı doğrudan kefile başvurabilir.
Alacak, kefaletten önce veya kefalet sırasında rehinle de güvence altına alınmışsa, adı kefalette kefil alacağın öncelikle rehin konusundan alınmasını isteyebilir. Ancak borçlunun iflasına veya konkordato mehline karar verilmesi halinde bu hak uygulanmaz, bu istisna kefilin korumasını sınırlar. Bu istisnalar, alacaklının makul süre içinde tahsilat yapabilmesini sağlayan dengeleyici bir mekanizma oluşturur. Bu istisnalar, alacaklının makul olmayan gecikmelerden korunmasını da amaçlar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.591 uyarınca kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan tüm defileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahiptir, hatta bunları ileri sürmekle yükümlüdür. Asıl borçlu kendi defisinden vazgeçmiş olsa dahi kefil bu defiyi ayrıca ileri sürebilir.
Kefil, asıl borçluya ait defilerin varlığını bilmeden ödemede bulunursa rücu hakkına sahip olur. Ancak asıl borçlu, kefilin bu defileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse, kefil söz konusu defiler ileri sürülseydi ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybeder, bu kural kefili dikkatli olmaya zorlar. Bu kural, kefilin bilgisi dışında gerçekleşen ödemelerin sonuçlarından ölçüsüz şekilde etkilenmesini önler. Bu kural, kefilin bilgisi dışındaki işlemlerden ölçüsüz şekilde zarar görmesini engeller.
Alacaklı kefil hakkında ilamsız icra takibi başlattığında kefil, adı kefalette henüz asıl borçluya karşı gerekli takip yapılmadığını ödeme emrine itiraz aşamasında ileri sürebilir. Bu itiraz, kefilin sorumluluğunun henüz doğmadığı gerekçesine dayanır ve icra mahkemesince ayrıca değerlendirilir.
Müteselsil kefalette ise böyle bir sıra kuralı bulunmadığından, alacaklı doğrudan kefile başvurabilir ve kefil bu durumda sıra defini ileri süremez, ancak asıl borçluya ait diğer defileri yine ileri sürebilir. Bu fark, sözleşmenin türünün doğru tespit edilmesini gerekli kılar. Bu fark, sözleşme imzalanmadan önce kefalet türünün açıkça belirlenmesinin önemini ortaya koyar. Bu netlik, ileride doğabilecek sorumluluk tartışmalarının önüne geçer.
Kural olarak hayır, önce asıl borçluya başvurulması gerekir, kanunda sayılan istisnai hallerde doğrudan kefile başvurulabilir.
Evet, asil borçluya ait ve onun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan tüm defileri ileri sürebilir, hatta sürmekle yükümlüdür.
Evet, müteselsil kefalette sıraya ilişkin bir kural bulunmadığından alacaklı doğrudan kefile başvurabilir.
Alacağınızın tahsili, itirazların çözümü ve haciz süreçlerinde CMY Hukuk & Danışmanlık olarak yanınızdayız. Dosyanızı değerlendirelim.
Ödeme Emri ve İcra Emri Arasındaki Farklar hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›Makaleİtirazın Kesin Kaldırılması ve m.68 hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›Makaleİtirazın Geçici Kaldırılması ve m.68/a hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleMenfi Tespit Davasında Teminat ve İcranın Durması hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleSıra Cetveline İtiraz ile Şikayet Arasındaki Fark hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›Makaleİstihkak Davasında Mülkiyet Karinesi hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›