Haciz sırasında üçüncü kişinin mal üzerinde hak iddia etmesi durumunda kimin mal sahibi sayılacağı, kanunda öngörülen zilyetlik karinesine göre belirlenir. Bu karine istihkak davasının seyrini doğrudan etkiler ve ispat yükünün kime düştüğünü belirleyen temel kural olarak işlev görür. Bu karine, haciz işlemlerinin hızlı ve öngörülebilir şekilde yürütülmesini sağlayan pratik bir çözüm olarak işlev görür. Bu nedenle haciz sırasında üçüncü kişilerin haklarını zamanında ve doğru şekilde ileri sürmesi büyük önem taşır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.97/a uyarınca bir taşınır mali elinde bulunduran kimse onun maliki sayılır. Borçlu ile üçüncü kişinin taşınır mali birlikte ellerinde bulundurmaları halinde dahi mal, borçlunun elinde sayılır ve buna göre haczedilebilir, bu kural alacaklının korunması amacıyla getirilmiştir.
Birlikte oturulan yerlerdeki eşyalardan niteliği itibarıyla kadına, erkeğe veya çocuğa aidiyeti açıkça anlaşılanlar ya da örf, adet, sanat, meslek gereği olanlar, ilgilisine ait sayılır. Bu karinenin aksini ispat yükü, karşı iddiayı ileri süren kişiye aittir ve bu ispat somut delillerle desteklenmelidir. Bu karine aksi ispat edilene kadar geçerliligini korur ve haciz memurunun işlemlerinde temel dayanak olarak kullanılır. İcra memuru, haciz sırasında bu beyanları tutanağa geçirmekle yükümlüdür.
Üçüncü kişi, istihkak davasında mali ne şekilde edindiğini ve borçlunun elinde bulunmasının hukuki ve fiili sebebini göstermek ve ispatlamakla yükümlüdür. Salt malın kendisine ait olduğunu ileri sürmek yeterli değildir, bu iddianın somut delillerle desteklenmesi gerekir, aksi halde dava reddedilir.
Borçlu ile üçüncü kişinin haciz sırasında icra memuruna karşı birlikte hareket ederek mülkiyet iddiasında bulunmaları alacaklıyı bağlamaz, bu birleşme tek başına ispat aracı sayılmaz. Ancak borçlunun malın üçüncü kişiye ait olduğunu kabul etmesi, kendi aleyhine delil oluşturur ve bu ikrardan sonra aksini iddia edemez. Mahkeme, sunulan delilleri serbestçe değerlendirir ve somut olayın özelliklerine göre karar verir. Bu durum, tarafların haciz sırasındaki beyanlarına dikkat etmesi gerektiğini gösterir.
İcra mahkemesinin takibin devamına ilişkin kararının tebliğinden itibaren yedi gün içinde istihkak davası açılmalıdır, aksi halde üçüncü kişi iddiasından vazgeçmiş sayılır. Dava genel hükümlere göre ve basit yargılama usulüyle görülür, bu da yargılamanın nispeten hızlı sonuçlanmasını sağlar.
İstihkak davası kabul edilir ve itiraz eden alacaklı veya borçlunun kötüniyeti anlaşılırsa, haczedilen malın değerinin yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere itiraz edenden tazminat alınmasına hükmedilir. Aksine dava reddedilirse davacı, gecikmeden doğan zarardan sorumlu tutulabilir. Dava süratle ve diğer davalardan önce görülerek karara bağlanır, bu da hem alacaklının hem üçüncü kişinin menfaatini korur. Bu hızlı yargılama ilkesi, haciz sürecinin gereksiz yere uzamasını da önlemiş olur.
Kural olarak evet, taşınırı elinde bulunduran kişi maliki sayılır, ancak borçlu ile birlikte bulunuyorsa mal borçluya ait sayılır.
İcra mahkemesi kararının tebliğinden itibaren yedi gün içinde açılmalıdır.
Karinenin aksini iddia eden taraf, yani genellikle istihkak davacısı ispat yükünü taşır.
Alacağınızın tahsili, itirazların çözümü ve haciz süreçlerinde CMY Hukuk & Danışmanlık olarak yanınızdayız. Dosyanızı değerlendirelim.
Ödeme Emri ve İcra Emri Arasındaki Farklar hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›Makaleİtirazın Kesin Kaldırılması ve m.68 hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›Makaleİtirazın Geçici Kaldırılması ve m.68/a hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleMenfi Tespit Davasında Teminat ve İcranın Durması hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleSıra Cetveline İtiraz ile Şikayet Arasındaki Fark hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleTaşınır Rehninin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›