Danışmanlık Randevusu: 0535 664 07 63[email protected]Marka & Patent: yildirimpatent.com
Bilgi Bankası · Makale

Hata, Aldatma ve Korkutma ile Kurulan Sözleşme

Sözleşme kurulurken iradenin sakatlanması durumunda taraflar Türk Borçlar Kanunu m.30, m.36 ve m.37 uyarınca sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulabilirler. Yanılma, aldatma veya korkutma gibi irade bozuklukları, kişinin sözleşmedeki gerçek iradesinin oluşmasını engelleyen hukuki durumları ifade eder. Bu durumların varlığı halinde, sözleşmenin kurulması aşamasında yaşanan kusurlar, hukuki sonuçları doğrudan etkileyerek tarafın sözleşmeyle bağlı olmamasını sağlar.

İrade Bozuklukları ve Kanuni Dayanak

Sözleşme kurulurken kişinin gerçek iradesini yansıtmeyen durumlar hukukumuzda irade bozukluğu olarak tanımlanır. Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenen yanılma, aldatma ve korkutma kavramları, sözleşmenin temelini oluşturan irade beyanının sakatlanmasına neden olan unsurlardır. Bu durumlar, tarafların sözleşme yaparken arzu ettikleri hukuki sonuç ile beyan ettikleri sonuç arasındaki uyuşmazlığı giderilmemiş şekilde bırakır.

Kanun koyucu, sözleşmenin kurulması aşamasında meydana gelen bu hataları üç ana başlık altında ele almaktadır. Yanılma durumunda kişinin esaslı bir hataya düşmesi, aldatma durumunda karşı tarafın yanıltıcı davranışları ve korkutma durumunda ise bir tehdit altında karar verilmesi söz konusudur. Bu kavramlar, sözleşmenin kurulması anındaki irade serbestisinin korunmasını amaçlayan yasal düzenlemelerdir.

Hukuki açıdan bu durumların her biri, sözleşmenin bağlayıcılığını doğrudan etkileyen temel unsurlardır. Türk Borçlar Kanunu m.30, m.36 ve m.37 maddeleri, hangi durumlarda sözleşme ile bağlı olunmayacağını net bir şekilde ortaya koyar. Sözleşmenin geçerliliği, tarafların bu hatalardan haberdar olup olmadıklarına veya bu hataların sözleşmenin esaslı bir noktasını etkileyip etkilemediğine göre şekillenir.

Yanılma, Aldatma ve Korkutmanın Unsurları

Yanılma durumunda sözleşmenin geçersiz sayılabilmesi için hatanın esaslı olması şarttır. Açıklamada yanılma gibi durumlarda, eğer kişi hatayı bilseydi sözleşmeyi hiç yapmayacak idiyse bu durum esaslı yanılma olarak kabul edilir. Yanılmanın basit bir hata seviyesinde kalması, sözleşmeyi geçersiz kılmaz; hatanın sözleşmenin içeriğini ve tarafların niyetini doğrudan etkilemesi gerekir.

Aldatma durumunda ise yanılmanın esaslı olup olmaması şartı aranmaz. Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılma esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir. Eğer aldatma eylemi üçüncü bir kişi tarafından gerçekleştirilmişse, sözleşmeyi yapan tarafın, karşı tarafın bu aldatmayı bildiğini veya bilebilecek durumda olduğunu kanıtlaması beklenir.

Korkutma unsuru ise iradenin bir tehdit veya baskı altında sakatlanmasıdır. Taraflardan birinin, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucunda sözleşme yapması, sözleşmeyi bağlayıcı olmaktan çıkarır. Burada önemli olan, kişinin korkutma nedeniyle iradesinin özgürce kullanılmasını sağlayamamış olması ve bu baskının sözleşme kurma sürecine doğrudan etki etmiş olmasıdır.

Süreler ve Bildirim Usulü

İrade bozuklukları nedeniyle sözleşmeden dönmek isteyen tarafın uyması gereken kritik bir süre bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu m.39 uyarınca, yanılma veya aldatma durumunda kişi, yanılma veya aldatmayı öğrendiği andan itibaren bir yıl içinde durumu bildirmelidir. Aynı şekilde, korkutmanın etkisi ortadan kalktığı andan itibaren başlayan bu süre, hakların kullanımını kısıtlar.

Sözleşmeyle bağlı olmama hakkı, sadece bildirim yapmakla sınırlı değildir. Kişi, bir yıl içinde ya sözleşmeyi onamadığını bildirmeli ya da verdiği şeyi geri istemelidir. Eğer bu süre zarfında herhangi bir girişimde bulunulmazsa, kişi sözleşmeyi onamış sayılır ve artık sözleşme şartlarına uymakla yükümlü hale gelir. Bu süre, hukuki belirsizliği önlemek için getirilmiştir.

Korkutma durumunda ise üçüncü kişinin rolü süreler açısından farklılık gösterebilir. Eğer korkutan taraf bir üçüncü kişi ise ve sözleşme yapan diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilebilecek durumda değilse, durum daha karmaşık bir hal alır. Bu durumda, sözleşmeden dönmek isteyen tarafın, hakkaniyet gerektiriyorsa diğer tarafa bir tazminat ödemekle yükümlü olabileceği düzenlenmiştir.

Sözleşmenin Sonuçları ve Tazminat Hakkı

Yanılma, aldatma veya korkutma ile kurulan bir sözleşmede, sözleşmeyle bağlı olunmaması durumunda tarafların hakları korunmaya devam eder. Sözleşmeyle bağlı olunmaması, yanıltılan veya korkutulan tarafın uğradığı zararların tazmin edilmesini engellemez. Kanun, irade bozukluğu yaşayan tarafın sadece sözleşmeden kurtulmasını değil, aynı zamanda uğradığı maddi zararları da talep etmesini mümkün kılar.

Özellikle aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Yani, bir kişi sözleşmeyi onadığını beyan etse dahi, uğradığı zararlar için tazminat davası açma hakkını saklı tutar. Bu durum, irade bozukluğunun yarattığı mağduriyetin giderilmesi noktasında kanunun sağladığı önemli bir koruma mekanizmasıdır.

Sözleşmenin geçersizliği halinde taraflar verdiklerini geri isteyebilirler. Ancak korkutma durumunda, eğer korkutan üçüncü kişi ise ve karşı taraf durumu bilmiyorsa, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödeme yükümlülüğü doğabilir. Bu durum, dürüstlük kuralı ile mağduriyet arasındaki dengeyi korumayı amaçlayan, hukuki sonuçları hassas bir dengede tutan bir düzenlemedir.

Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sözleşme süreçlerinde en sık yapılan hatalardan biri, yanılmanın veya aldatmanın ne zaman başladığının tam olarak belirlenememesidir. Sürelerin başlangıcı, hatanın öğrenildiği veya korkutmanın etkisinin bittiği andır. Bu tarihin yanlış hesaplanması veya geç bildirim yapılması, bir yıllık sürenin kaçırılmasına ve sözleşmenin onanmış sayılmasına neden olabilir.

Aldatma vakalarında, üçüncü kişinin müdahalesi söz konusu olduğunda karşı tarafın durumu bilip bilmediği büyük önem taşır. Yargı uygulamasında, karşı tarafın aldatmayı bilebilecek durumda olup olmadığı titizlikle incelenir. Eğer karşı taraf aldatma eylemini biliyorsa, sözleşme ile bağlı olmama hakkı daha kolay bir şekilde kullanılabilir ve hukuki süreç daha hızlı ilerler.

Korkutma iddialarında ise tehdidin niteliği ve bu tehdidin sözleşme yapmaya zorlayıp zorlamadığı incelenir. Basit tartışmalar veya sosyal baskılar genellikle hukuki anlamda korkutma sayılmaz. Korkutmanın, kişinin iradesini tamamen felç edecek veya seçeneklerini ciddi şekilde kısıtlayacak düzeyde olması ve bu durumun sözleşme kurulurken mevcut olması gerekmektedir.

Mevzuat Dayanağı6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.30, m.36, m.37 ve m.39 maddeleri yanılma, aldatma ve korkutma durumlarında sözleşmenin geçerliliğini ve hakların kullanım sürelerini düzenlemektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Yanılma durumunda sözleşmeden ne zaman vazgeçebilirim?

Yanılma durumunda, hatayı öğrendiğiniz andan itibaren bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığınızı bildirmez veya verdiğiniz şeyi geri istemezseniz, sözleşmeyi onamış sayılırsınız.

Aldatıldığımı fark edersem sözleşme hala geçerli mi?

Aldatıldığınızı öğrendiğiniz andan itibaren bir yıl içinde bildirimde bulunmazsanız sözleşmeyi onamış sayılırsınız; ancak bu durum tazminat hakkınızı yok etmez.

Korkutularak imza attığım sözleşme iptal edilir mi?

Evet, korkutma nedeniyle sözleşme yapmış olan taraf, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan itibaren bir yıl içinde haklarını kullanabilir.

Aldatıldığım halde tazminat isteyebilir miyim?

Evet, aldatma sebebiyle sözleşmenin onanmış sayılması, uğradığınız zararlar için tazminat talep etme hakkınızı ortadan kaldırmaz.

Ticari uyuşmazlıklarda yanınızdayız

Şirketler hukuku, ticari sözleşme ve uyuşmazlık yönetiminde hukuki destek için bize ulaşın.

Telefon hattımız, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre ücretlendirilen 1 saatlik danışmanlık randevuları içindir (Avukatlık Kanunu m.164). Görüşmede durumunuzu birlikte değerlendirir, izlenecek yolu açıkça konuşuruz. Danışmanlık ücreti hakkında

BU KONUDAKİ YAZILAR

İlgili Yazılar