Aşırı yararlanma, sözleşmedeki edimler arasındaki açık oransızlığın bir tarafın zor durumu, düşüncesizliği veya deneyimsizliği kullanılarak sağlanmasıdır. Türk Borçlar Kanunu m.28 uyarınca, bu şartların varlığı halinde zarar gören taraf, sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek ediminin geri verilmesini veya edimler arasındaki dengenin düzeltilmesini talep etme hakkına sahiptir. Sözleşme, tarafların iradesinin sakatlanması nedeniyle hukuki sonuçlarını doğrudan etkileyen bir durumla karşı karşıyadır.
Hukuk sistemimizde aşırı yararlanma, bir sözleşme yapılırken tarafların üstlendiği edimler arasında çok belirgin bir dengesizlik bulunması durumudur. Bu durum, sözleşmenin kurulduğu an itibarıyla taraflardan birinin diğerine kıyasla çok daha avantajlı bir konuma geçmesiyle ortaya çıkar. Kanun, bu dengesizliğin sadece tesadüfi bir piyasa hareketi değil, bir tarafın zafiyetinden faydalanılarak kurulmasını esas alır.
Türk Borçlar Kanunu madde 28, bu hukuki durumu düzenleyerek hakkaniyete aykırı olan sözleşmelerin denetlenmesini amaçlar. Kanun koyucu, sözleşme serbestisi ilkesi ile dürüstlük kuralı arasında bir denge kurarak, bir tarafın diğerinin zor durumundan faydalanmasını engellemeyi hedefler. Bu madde, sözleşmenin temelindeki edimler arası dengeyi koruma altına alan önemli bir düzenlemedir.
Aşırı yararlanma kavramı, sadece fiyat farkı üzerinden değil, sözleşmenin temelindeki ekonomik dengenin bozulması üzerinden okunmalıdır. Eğer bir kişi, karşı tarafın içinde bulunduğu çaresizliği veya tecrübesizliğini bilerek ve kullanarak çok ağır şartlar içeren bir sözleşme imzalatmışsa, bu durum kanunen korunmaz. Bu mekanizma, sözleşme hukukunda adaletin sağlanması adına getirilmiş bir koruma kalkanıdır.
Aşırı yararlanmanın gerçekleşmesi için öncelikle sözleşmedeki edimler arasında açık bir oransızlık bulunmalıdır. Bu oransızlık, tarafların karşılıklı olarak verdikleri şeyler arasındaki değer farkının, makul bir seviyenin çok üzerinde olması anlamına gelir. Sadece piyasa koşullarındaki dalgalanmalar bu kapsamda değerlendirilmez; farkın tarafların iradesini sarsacak düzeyde olması şarttır.
İkinci temel unsur, bu oransızlığın zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilmiş olmasıdır. Kişinin bir kriz anında çaresiz kalması, bir konuda tecrübesiz olması veya düşüncesiz davranarak riskleri öngörememesi, karşı tarafın bu durumu bir fırsat olarak kullanmasına imkan tanır. Bu durumun varlığı, hukuki korumanın temelidir.
Son olarak, bu şartların bir arada bulunması gerekir. Yani sadece fiyatın yüksek olması yetmez; bu yüksekliğin mutlaka mağdur tarafın bir zafiyetinden (zor durum, düşüncesizlik, deneyimsizlik) kaynaklanması ve karşı tarafın bu zafiyeti bilerek kullanması gerekir. Bu unsurların tamamı bir araya geldiğinde, zarar gören tarafın kanuni haklarını kullanma imkanı doğar.
Zarar gören tarafın haklarını kullanırken uyması gereken çok kritik hak düşürücü süreler bulunmaktadır. Eğer oransızlık kişinin düşüncesizliği veya deneyimsizliği sebebiyle oluşmuşsa, bu durumun öğrenildiği tarihten başlayarak bir yıl içinde hakların kullanılması gerekir. Bu süre, mağdurun durumun farkına vardığı an itibarıyla işlemeye başlar ve hakların korunması için hayati önem taşır.
Eğer aşırı yararlanma kişinin zor durumda kalmasından kaynaklanıyorsa, sürelerin hesaplanması farklılık gösterir. Bu durumda hak arama süresi, zor durumun ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl olarak belirlenmiştir. Kişi, içinde bulunduğu çaresiz durumdan kurtulduğu an, kanunun kendisine tanıdığı hakları kullanmak için yasal süreyi başlatmış sayılır.
Sürelerin yanığun bir üst sınırı daha vardır. Her iki durumda da, sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren beş yıl geçmişse, artık aşırı yararlanma gerekçesiyle hak arama imkanı ortadan kalkar. Bu beş yıllık üst sınır, hukuki güvenliği sağlamak amacıyla getirilmiş olup, çok uzun süre geçmiş sözleşmelerin bu madde kapsamında incelenmesine imkan tanımaz.
Aşırı yararlanma durumunda zarar gören tarafın önünde iki temel seçenek bulunmaktadır. İlk seçenek, sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini istemektir. Bu durumda sözleşme geçmişe etkili olarak sona erer ve taraflar birbirlerine verdiklerini geri isteyebilirler. Bu yol, sözleşmenin tamamen geçersiz kılınması ve tarafların eski durumlarına dönmesi için kullanılır.
İkinci seçenek ise sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini istemektir. Bu durumda sözleşme devam eder ancak taraflar arasındaki dengesizliğin makul bir seviyeye çekilmesi talep edilir. Örneğin, bir malın çok yüksek bir bedelle satışı söz konusuysa, bedelin gerçek değere yaklaştırılması yoluyla sözleşmenin dengeli hale getirilmesi hedeflenir.
Bu iki hak, zarar görenin durumunun niteliğine göre seçilebilir. Zarar gören, sözleşmenin tamamen ortadan kalkmasını mı yoksa sadece adaletsiz kısmın düzeltilmesini mi istediğine karar vermelidir. Kanun, mağdurun durumuna göre bu iki farklı yoldan birini seçerek haklarını kullanmasına olanak tanıyarak, mağduriyetin niteliğine uygun bir çözüm sunar.
Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, sadece yüksek fiyat farkını aşırı yararlanma olarak kabul etmeye çalışmaktır. Sadece piyasa değerinin üzerinde bir satış yapılmış olması, tek başına bu madde kapsamında hak doğurmaz. Mutlaka mağdurun zor durumda kalması, düşüncesizliği veya deneyimsizliği gibi bir zafiyetin karşı tarafça kullanılmış olması ispatlanmalıdır.
Bir diğer önemli nokta ise sürelerin kaçırılmamasıdır. Özellikle zor durumda kalma hali sona erdiğinde, bir yıllık sürenin başladığının farkına varılmaması hak kaybına yol açabilir. Mağdur, durumun ortadan kalktığı anı çok iyi analiz etmeli ve yasal süreyi geçirmeden hukuki süreci başlatmalıdır. Sürelerin kaçırılması, haklı bir durumda olunsa dahi davanın reddine neden olur.
Son olarak, hakların kullanım biçimiyle ilgili hatalar yapılmamalıdır. Zarar gören, ya sözleşmeden döndüğünü ya da edimlerin dengelenmesini istediğini net bir şekilde ortaya koymalıdır. Bu iki talep birbirine zıt niteliktedir; birini seçtikten sonra diğerine dönmek mümkün olmayabilir. Bu nedenle, hangi hukuki yolun izleneceği konusunda dikkatli bir değerlendirme yapılmalıdır.
Evet, eğer sözleşmede açık bir oransızlık varsa ve bu durum zor durumda kalmanızdan kaynaklanıyorsa, sözleşme ile bağlı olmadığınızı bildirerek ediminizin geri verilmesini isteyebilirsiniz.
Duruma göre değişir; düşüncesizlik veya deneyimsizlik varsa bu durumun öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl, zor durumda kalma varsa durumun ortadan kalkmasından itibaren 1 yıldır.
Sadece fiyatın yüksek olması yetmez; bu yüksekliğin sizin bir zafiyetinizden (deneyimsizlik, zor durum vb.) faydalanılarak yapılmış olması gerekir.
Sözleşmeden tamamen dönüp verdiğinizi geri isteyebilir veya sözleşmeyi devam ettirip aradaki dengesizliğin giderilmesini talep edebilirsiniz.
Şirketler hukuku, ticari sözleşme ve uyuşmazlık yönetiminde hukuki destek için bize ulaşın.
Telefon hattımız, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre ücretlendirilen 1 saatlik danışmanlık randevuları içindir (Avukatlık Kanunu m.164). Görüşmede durumunuzu birlikte değerlendirir, izlenecek yolu açıkça konuşuruz. Danışmanlık ücreti hakkında
Kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptali: çek, bono ve poliçenin kaybında mahkemeye başvuru, ödeme yasağı, ilan usulü ve iptal kararının doğurduğu sonuçlar.
Devamını oku ›MakaleAnonim şirkette pay sahibinin bilgi alma ve inceleme hakkı, genel kurulda soru sorma ve özel denetim talebiyle kullanılır; sınırları ve usulü açıklanıyor.
Devamını oku ›MakaleFranchise (isim hakkı) sözleşmesinin hukuki niteliği, marka ve know-how kullanımı, inhisar hakkı, franchise bedeli ve rekabet yasağı üzerine bilgilendirme.
Devamını oku ›MakaleHalka açık ortaklıkta ayrılma hakkı nedir, önemli nitelikteki işlemler, genel kurul nisapları, ayrılma bedeli ile ortaklıktan çıkarma ve satma hakkı ilişkisi.
Devamını oku ›MakaleAcentelik sözleşmesi, bir tacir hesabına sürekli olarak iş yapan acentenin hak ve borçlarını düzenler; portföy tazminatı ve sona erme koşulları açıklanıyor.
Devamını oku ›MakaleAnonim şirket kuruluşu; esas sözleşme, sermaye taahhüdü, MERSİS kaydı ve ticaret siciline tescil aşamaları TTK m.329 vd. hükümleri çerçevesinde açıklanıyor.
Devamını oku ›