Sigortacının rücu hakkı, zarar görene ödeme yapan sigorta şirketinin ödediği bedeli sigorta ettirene veya zarardan sorumlu üçüncü kişiye yöneltmesidir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 95. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ödemede bulunan sigortacı, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabilir. Rücu istemi, aynı Kanun’un 109. maddesi gereğince yükümlülüğün tam olarak yerine getirildiği ve rücu edilecek kişinin öğrenildiği günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.
Zorunlu mali sorumluluk sigortasında sigortacı, zarar görene karşı doğrudan sorumludur. 2918 sayılı Kanun’un 95. maddesinin birinci fıkrası, sigorta sözleşmesinden veya sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünü kaldıran ya da azaltan hâllerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğini düzenler. Bu kural, zorunlu sigortanın koruma amacının bir sonucudur; sigortalının kusuru veya sözleşmeye aykırılığı, üçüncü kişinin tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
Aynı maddenin ikinci fıkrası ise dengeyi kurar: ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabilir. Böylece zarar gören korunurken, sözleşmeye aykırı davranan sigorta ettirenin nihai olarak yükü taşıması sağlanır.
Rücu hakkının kapsamı sözleşme ile kanunun çizdiği sınırın dışına taşamaz. Sigortacı, ödediği tutarın tamamını değil, ancak zarar görene karşı ileri süremediği def’iler nedeniyle ödemek zorunda kaldığı kısmı isteyebilir. Bu nedenle rücu davasında ödeme belgesi kadar, ödemenin hangi teminat kalemine ilişkin olduğu da önem taşır.
Rücu sebepleri, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nda sınırlı sayıda sayılmıştır. Uygulamada en sık dayanılan hâller; sürücünün olay anında uyuşturucu madde veya teminat dışı kalmayı gerektirecek düzeyde alkolün etkisinde olması, sürücünün aracı kullanmaya yetkili sürücü belgesine sahip bulunmaması, aracın çalınmış veya gasbedilmiş olduğunun bilinmesi ve kazanın kasten meydana getirilmesidir.
Aracın ruhsatnamesinde gösterilen sınırın üzerinde yolcu taşınması, yetkili olmayan kişilere araç kullandırılması ve olayın ilgili makamlara bildirilmemesi de genel şartlarda öngörülen sebepler arasındadır. Bu sebepler genişletici yoruma elverişli değildir; sözleşmede yer almayan bir gerekçeyle rücu istenemez.
Alkol ve ehliyetsizlik hâllerinde salt bu durumun varlığı yeterli görülmez. Yargıtay yerleşik içtihadına göre sigortacının rücu edebilmesi için, alkolün veya sürücü belgesi yokluğunun kazanın meydana gelmesinde etkili olduğunun, yani illiyet bağının bulunduğunun ispatlanması gerekir. Kaza tamamen üçüncü kişinin kusurundan doğmuşsa, sürücünün alkollü olması tek başına rücuyu haklı kılmaz.
Sigorta hukukunda halefiyet ve rücu birbirine karıştırılan iki kurumdur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1472. maddesine göre sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde hukuken sigortalının yerine geçer ve sigortalının zarardan sorumlulara karşı sahip olduğu dava hakkı, tazmin edilen bedel kadar sigortacıya intikal eder. Burada sigortacı, sigortalısının hakkını devralarak üçüncü kişiye yönelir.
Rücu ise sigortacının kendi sigorta ettirenine yönelttiği bağımsız bir taleptir. Halefiyette alacak devralınırken, rücuda sözleşmeye aykırılıktan doğan yeni bir talep hakkı söz konusudur. Bu ayrım zamanaşımının başlangıcı ve ileri sürülebilecek def’iler bakımından sonuç doğurur.
Kasko sigortalarında sigortacı, sigortalısına ödediği hasar bedelini karşı aracın işletenine ve onun zorunlu mali sorumluluk sigortacısına halefiyet hükümlerine dayanarak yöneltir. Bu tür davalarda kusur oranının tespiti belirleyicidir; sigortacı ancak karşı tarafın kusuru oranında talepte bulunabilir.
Rücu davasında ispat yükü sigortacıdadır. Sigortacı önce zarar görene ödeme yaptığını, ardından ödemeye esas olayda rücu sebebinin gerçekleştiğini ve bu sebeple kaza arasında illiyet bağı bulunduğunu ortaya koymak zorundadır. Ödeme dekontu, ibraname, hasar dosyası ve eksper raporu bu ispatın temel araçlarıdır.
Kaza tespit tutanağı, alkol raporu, trafik ve olay yeri inceleme raporları ile ceza soruşturması dosyası uygulamada birlikte değerlendirilir. Mahkeme, kusur durumunu belirlemek için genellikle bilirkişi incelemesine başvurur. Alkol düzeyinin teminat dışılık sınırını aşıp aşmadığı, ölçümün usulüne uygun yapılıp yapılmadığı ve raporun düzenlenme zamanı ayrıca denetlenir.
Sigortacının zarar görene yaptığı ödemenin makul olması da aranır. Fahiş ya da teminat kapsamı dışında kalan bir kalemin ödenmiş olması, o kısım bakımından rücu talebini dayanaksız bırakır. Sigortalı, ödemenin gereksiz yere yapıldığını ya da miktarın fazla belirlendiğini savunma olarak ileri sürebilir.
2918 sayılı Kanun’un 109. maddesinin dördüncü fıkrası, motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu haklarının, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrayacağını düzenler. Süre ödeme tarihinden değil, ödemenin tamamlandığı ve muhatabın öğrenildiği andan işlemeye başlar.
Uyuşmazlık ticari iş niteliğinde olduğundan rücu davaları kural olarak asliye ticaret mahkemesinde görülür. Sigorta şirketine karşı açılacak davalarda sigorta tahkim komisyonuna başvurulması da mümkündür; ancak sigortacının sigorta ettirenine yönelttiği rücu taleplerinde tahkim yolunun uygulanabilirliği somut ilişkiye göre değerlendirilir.
Davalı taraf savunmasında rücu sebebinin gerçekleşmediğini, illiyet bağının bulunmadığını, ödemenin fahiş olduğunu, zamanaşımının dolduğunu ve teminat kapsamının aşıldığını ileri sürebilir. Poliçenin düzenlenme tarihi, teminat limitleri ve genel şartların hangi versiyonunun uygulanacağı da uyuşmazlığın sonucunu doğrudan etkiler.
Rücu bildirimi alan sigorta ettirenin ilk yapması gereken, poliçe ve genel şartlar ile ödeme belgelerini istemektir. Talebin dayandığı sebebin sözleşmede yer alıp almadığı ve ödemenin hangi kaleme ilişkin olduğu bu belgelerden anlaşılır.
İki yıllık zamanaşımı süresi kısa olduğundan, sigortacı bakımından ödeme tarihinin ve muhatabın öğrenildiği anın kayıt altına alınması önem taşır. Sigorta ettiren bakımından ise zamanaşımı def’inin ilk cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir.
Ceza dosyasındaki kusur değerlendirmesi hukuk hâkimini bağlamaz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi uyarınca hâkim, kusurun değerlendirilmesi ve zararın belirlenmesi bakımından ceza mahkemesi kararıyla bağlı değildir; bu nedenle beraat kararı rücu davasında tek başına sonuç doğurmaz.
Hayır. 2918 sayılı Kanun m.95/2 uyarınca sigortacı, ancak tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabilir. Bu oranın dışında kalan kısım sigortacının üzerinde kalır.
Tek başına yeterli görülmez. Yargıtay yerleşik içtihadına göre sigortacının rücu edebilmesi için alkolün kazanın meydana gelmesinde etkili olduğunun, yani illiyet bağının bulunduğunun ispat edilmesi gerekir.
2918 sayılı Kanun m.109/4 uyarınca iki yıldır. Süre, sigortacının yükümlülüğünü tam olarak yerine getirdiği ve rücu edilecek kişiyi öğrendiği günden başlar.
Halefiyette sigortacı, 6102 sayılı Kanun m.1472 uyarınca sigortalısının üçüncü kişiye karşı sahip olduğu hakkı ödediği bedel kadar devralır. Rücuda ise sigortacı, sözleşmeye aykırılık nedeniyle kendi sigorta ettirenine yönelir.
Uyuşmazlık ticari iş niteliğinde olduğundan davalar kural olarak asliye ticaret mahkemesinde görülür. Sigorta şirketine yöneltilen taleplerde sigorta tahkim komisyonuna başvuru imkânı da değerlendirilir.
Rücu, tazminat ve sigorta başvurularınızda süreç yönetimi için bize ulaşın.
Zarar görenin sigorta şirketine doğrudan yönelmesinin şartları.
Devamını oku ›MakaleKusur belirlemesinin rücu ve tazminat üzerindeki etkisi.
Devamını oku ›MakaleBaşvuru usulü, belgeler ve sigortacının ödeme yükümlülüğü.
Devamını oku ›