Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere malvarlığından bağışlanana karşılıksız bir kazandırma yapmayı üstlendiği hukuki bir işlemdir. Türk Borçlar Kanunu m.285 uyarınca düzenlenen bu sözleşme, bir malın mülkiyetinin veya bir hakkın bedelsiz olarak devredilmesini kapsar. Kanun, bağışlama vaadi ile elden bağışlama arasında şekil şartları bakımından önemli farklar belirlemiştir.
Bağışlama sözleşmesi, bir kişinin malvarlığından bir başkasına hiçbir karşılık beklemeden bir değer aktarmayı taahhüt etmesiyle oluşur. Bu işlemde bağışlayan, malvarlığındaki bir varlığı veya hakkı, bağışlanan kişiye karşılıksız olarak devretmeyi üstlenir. Sözleşmenin temel amacı, bağışlayanın malvarlığındaki bir azalma karşılığında, bağışlanana bir kazandırma sağlamaktır.
Her karşılıksız kazandırma hukuken bağışlama olarak nitelendirilmez. Örneğin, henüz edinilmemiş bir haktan feragat edilmesi veya bir mirasın reddedilmesi durumu bağışlama sözleşmesi kapsamında değerlendirilmez. Bu tür hukuki işlemler, bağışlama sözleşmesinin temel unsurlarından olan malvarlığından yapılan karşılıksız kazandırma niteliğini taşımamaktadır.
Hukuki açıdan bağışlama sayılmayan diğer bir durum ise ahlaki bir ödevin yerine getirilmesidir. Kişinin sadece vicdani veya ahlaki gerekçelerle yaptığı yardımlar, Türk Borçlar Kanunu anlamında bir bağışlama sözleşmesi teşkil etmez. Sözleşmenin kurulabilmesi için taraflar arasında malvarlığına yönelik somut bir kazandırma iradesinin bulunması şarttır.
Bir işlemin bağışlama olarak kabul edilebilmesi için en önemli unsur karşılıksızlık ilkesidir. Bağışlayan, yaptığı kazandırma karşılığında herhangi bir bedel, hizmet veya malvarlığı değeri talep etmemelidir. Eğer bir tarafın verdiği karşılık diğer tarafın yükümlülüğünü ortadan kaldırıyorsa, bu durum bağışlamadan ziyade bir alışveriş sözleşmesine dönüşür.
Bağışlayanın iradesi, malvarlığından bir değer eksiltme ve bu değerin bir başkasına geçmesini sağlama yönünde olmalıdır. Bu irade beyanı, malvarlığındaki bir hakkın devrini veya bir malın mülkiyetinin geçişini hedeflemelidir. Sözleşmenin kurulması için tarafların bu kazandırma ve karşılıksızlık konusunda uyuşması, hukuki geçerlilik için temel teşkil eder.
Bağışlama sözleşmesinde tarafların hukuki ehliyeti ve iradelerinin sakat olmaması gerekir. Bağışlayan, malvarlığındaki bir değeri karşılıksız olarak devretme konusunda bilinçli bir karar vermelidir. Kanun, bağışlamanın niteliğini belirlerken, yapılan işlemin bir mirasın reddi veya ahlaki bir ödevden ziyade, hukuki bir kazandırma olması gerektiğini vurgular.
Bağışlama sözü verme, bir kişinin gelecekte bir malı veya hakkı bağışlayacağını beyan etmesidir. Bu tür bir vaadin geçerli olabilmesi için kanun tarafından yazılı şekil şartı getirilmiştir. Eğer bağışlama sözü verme yazılı bir belge ile yapılmamışsa, hukuken geçerli bir vaat olarak kabul edilmemekte ve sonuç doğurmamaktadır.
Taşınmazlar veya taşınmazlar üzerindeki ayni haklar söz konusu olduğunda kurallar daha katıdır. Bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki bir hakkın bağışlanması sözü verilecekse, bu işlemin mutlaka resmî şekilde yapılması gerekir. Yazılı şekle uyulması yeterli değildir; taşınmazlarda resmi makamlar huzurunda işlem yapılması zorunluluk arz etmektedir.
Şekil eksikliği nedeniyle geçersiz kalan bağışlama sözü vermelerde özel bir durum mevcuttur. Eğer bağışlama sözü verme, sadece yazılı şekle bağlı bir işlemken yazılı yapılmamışsa, bağışlayan bu sözünü yerine getirdiğinde elden bağışlama hükmünde kabul edilir. Ancak resmî şekle tabi olan taşınmaz bağışlamalarında bu durum geçerli değildir.
Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulan sözleşme türüdür. Bu durumda bağışlayan, elindeki taşınır bir malı bağışlanana fiilen teslim ederek sözleşmeyi kurmuş olur. Teslimin gerçekleşmesiyle birlikte, bağışlama sözleşmesi hukuken kurulmuş ve tamamlanmış sayılır.
Elden bağışlamanın en temel özelliği, sözleşmenin kurulması için bir teslim eyleminin şart olmasıdır. Taşınır bir malın mülkiyetinin geçişi, malın zilyetliğinin bağışlanana devredilmesiyle sağlanır. Bu süreçte, malın fiilen veya hukuken teslim edilmesi, bağışlama iradesinin somutlaşmasını ve sözleşmenin sonuç doğurmasını sağlar.
Elden bağışlama ile bağışlama sözü verme arasındaki fark, sözleşmenin kurulma anıdır. Söz verme bir vaat içerirken, elden bağışlama doğrudan teslimle sonuçlanan bir eylemdir. Taşınır mallar için elden teslim yoluyla kurulan bu sözleşmeler, mülkiyetin devri noktasında hızlı ve doğrudan bir sonuç doğurur.
En sık yapılan hatalardan biri, taşınmaz bağışlamalarında sadece adi yazılı sözleşme yapılmasıdır. Taşınmaz bir mülkün bağışlanması sözü verilirken resmi şekle uyulmaması, sözleşmeyi geçersiz kılar. Sadece kağıt üzerine yazılan bir taahhüt, taşınmaz mülkiyetinin devri için kanunen yeterli bir hukuki zemin oluşturmamaktadır.
Bir diğer hata ise ahlaki bir görevin yerine getirilmesini bağışlama ile karıştırmaktır. Örneğin, bir yakına yapılan yardımların bağışlama sözleşmesi hükümlerine göre talep edilmesi hukuken mümkün olmayabilir. İşlemin bir bağışlama sözleşmesi mi yoksa ahlaki bir yükümlülük mü olduğu, tarafların iradesine göre netleştirilmelidir.
Bağışlama vaadi ile elden bağışlama arasındaki geçişlerde dikkatli olunmalıdır. Yazılı yapılmayan bir bağışlama sözü verme, ancak malın fiilen teslim edilmesiyle elden bağışlama niteliği kazanabilir. Ancak taşınmazlarda bu durumun uygulanmayacağı unutulmamalıdır; taşınmazlarda şekil şartı, teslimden daha öncelikli ve katıdır.
Bağışlama sözü verilecekse yazılı şekil şartı vardır. Ancak taşınmazlar için bu şart resmî şekil olarak uygulanır. Taşınırlar için elden teslim ile sözleşme kurulmuş olur.
Taşınmaz veya taşınmaz üzerindeki bir hakkın bağışlanması sözü verilecekse, bu işlemin mutlaka resmî şekilde yapılması gerekir. Adi yazılı sözleşmeler taşınmaz bağışlaması için geçersizdir.
Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınır malı bağışlanana teslim etmesiyle kurulan sözleşmedir. Bu durumda malın teslimiyle birlikte sözleşme tamamlanmış olur.
Hayır, mirasın reddedilmesi veya henüz edinilmemiş bir haktan feragat edilmesi bağışlama sözleşmesi değildir. Bu işlemler kanunen bağışlama niteliği taşımaz.
Mirasın paylaşımı, saklı pay ve tenkis, muris muvazaası ve veraset işlemlerinde CMY Hukuk & Danışmanlık olarak süreçlerinizi yürütüyoruz. Bize ulaşın.
Telefon hattımız, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre ücretlendirilen 1 saatlik danışmanlık randevuları içindir (Avukatlık Kanunu m.164). Görüşmede durumunuzu birlikte değerlendirir, izlenecek yolu açıkça konuşuruz. Danışmanlık ücreti hakkında
Miras hukukunun temel kavramları: yasal mirasçılar, zümre sistemi, sağ kalan eşin payı, saklı pay, mirasın reddi ve terekenin paylaşılması TMK hükümleriyle.
Devamını oku ›MakaleZümre sistemine göre yasal mirasçılar: altsoy, ana-baba, büyükana ve büyükbabalar ile sağ kalan eşin payı TMK m. 495-501 uyarınca örneklerle anlatılıyor.
Devamını oku ›MakaleSaklı pay oranları, tasarruf edilebilir kısmın hesabı, tenkis davasının koşulları ve bir yıllık hak düşürücü süre TMK m. 506 ve m. 560-571 uyarınca.
Devamını oku ›MakaleMirasbırakanın görünürde satış gösterip gerçekte bağışladığı taşınmazlarda tapu iptali ve tescil davası, ispat ölçütleri ve 1974 tarihli İBK kararı.
Devamını oku ›MakaleMirasın gerçek reddi ve hükmen reddi: üç aylık süre, sürenin başlangıcı, ret hakkının düşmesi ve alternatif yollar TMK m. 605-618 uyarınca açıklanıyor.
Devamını oku ›MakaleMirasçılık belgesinin noterden ve sulh hukuk mahkemesinden alınması, atanmış mirasçı belgesi ve belgenin iptali TMK m. 598 ile Noterlik K. m. 71/A uyarınca.
Devamını oku ›