Kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı farklı faiz türlerine tabidir. 1475 sayılı Kanunun yürürlükteki 14. maddesi uyarınca zamanında ödenmeyen kıdem tazminatına, gecikme süresi için mevduata uygulanan en yüksek faiz yürütülür ve bu faiz fesih tarihinden itibaren işler. İhbar tazminatı ise özel bir faiz türüne bağlanmadığından 3095 sayılı Kanundaki yasal faize tabidir ve faiz kural olarak temerrüt tarihinden başlar.
1475 sayılı Kanunun 14. maddesi, kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hâkimin, gecikme süresi için ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmedeceğini düzenler. Bu, kıdem tazminatına özgü kanuni bir faiz türüdür.
Faiz oranı sabit bir rakam değildir. Gecikilen dönemde bankaların bir yıl vadeli Türk lirası mevduata fiilen uyguladığı en yüksek oran esas alınır ve bu oran dönem dönem değiştiği için hesaplama, gecikme süresi dilimlere ayrılarak yapılır.
Faizin başlangıcı fesih tarihidir. Kıdem tazminatı, iş sözleşmesinin sona erdiği anda muaccel hâle geldiğinden ayrıca ihtar çekilmesine gerek bulunmaz. Talep edilmemişse mahkeme kendiliğinden bu faize hükmedemez; dava dilekçesinde açıkça istenmesi gerekir.
İhbar tazminatı 4857 sayılı Kanunun 17. maddesinde düzenlenmiştir ve kanunda özel bir faiz türü öngörülmemiştir. Bu nedenle 3095 sayılı Kanunun 1. maddesindeki yasal faiz uygulanır. Yasal faiz oranı, Merkez Bankasının önceki yılın son gününde kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranına bağlı bir mekanizmayla belirlenir.
İhbar tazminatı, kıdem tazminatından farklı olarak fesihle birlikte kendiliğinden muaccel sayılmaz. Faiz kural olarak borçlunun temerrüde düşürüldüğü tarihten işler. Temerrüt, ihtarname, arabuluculuk son tutanağı, icra takibi veya dava dilekçesinin tebliğiyle gerçekleşebilir.
Uygulamada dava dilekçesinde ihbar tazminatı için faiz başlangıcının açıkça gösterilmesi önem taşır. Faiz başlangıcı bakımından talep edilenden daha eski bir tarih için faize hükmedilemez.
4857 sayılı Kanunun 34. maddesi, gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanacağını öngörür. Bu hüküm temel ücretin yanında ücret niteliğindeki alacakları da kapsar.
Fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi kalemler ücret niteliğinde olduğundan aynı faiz türüne tabidir. Buna karşılık yıllık izin ücreti, sözleşmenin sona ermesiyle doğan bir alacak olduğundan yasal faize tabi kabul edilir.
Aynı maddenin ilk fıkrası, ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir sebep dışında ödenmeyen işçiye iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınma hakkı da tanır. Bu hak, faiz talebinden bağımsız olarak kullanılabilir.
Faiz başlangıcı, alacağın muaccel olduğu ya da borçlunun temerrüde düşürüldüğü tarihtir. Kıdem tazminatı ve gününde ödenmeyen ücret bakımından başlangıç kendiliğinden belirlenirken, ihbar tazminatı ve izin ücreti bakımından temerrüdün ispatı gerekir.
Zorunlu arabuluculuk süreci, işçilik alacakları bakımından temerrüdün gerçekleşmesinde önemli bir aşamadır. Arabuluculuk başvurusu ve son tutanak tarihi, faiz başlangıcının belirlenmesinde dayanak olarak gösterilebilir.
Belirsiz alacak davası veya kısmi dava tercihine göre, artırılan kısım bakımından faizin hangi tarihten işleyeceği farklılık gösterir. Dava türü seçimi bu nedenle yalnızca harç değil faiz sonuçları da doğurur.
Faiz türü ve başlangıcı dava dilekçesinde ayrı ayrı ve alacak kalemi bazında yazılmalıdır. Tüm alacaklar için tek bir faiz türü talep edilmesi, kıdem tazminatı yönünden hak kaybına yol açabilir.
İcra takibinde de aynı ayrım gözetilir. Takip talebinde faiz türünün ve oranının doğru gösterilmemesi, itiraz ve şikâyet sebebi oluşturabilir.
Bilirkişi hesap raporunda faiz türlerinin kalem bazında ayrıştırılıp ayrıştırılmadığı denetlenmelidir. Rapora itiraz edilmemesi hâlinde hatalı faiz hesabı hükme esas alınabilir.
Mevduata uygulanan en yüksek faiz, kanunla belirlenmiş sabit bir oran değildir. Bankaların ilgili dönemde bir yıl vadeli Türk lirası mevduata fiilen uyguladıkları en yüksek oran esas alınır ve bu oran zaman içinde değişir.
Yasal faiz de değişken bir mekanizmaya bağlıdır. 3095 sayılı Kanun, oranı Merkez Bankasının reeskont oranına endekslemiş ve yıl içinde belirli bir farkın oluşması hâlinde ikinci yarı için yeniden belirleme öngörmüştür.
Bu nedenle dilekçelerde belirli bir yüzde yazmak yerine faiz türünün adının doğru yazılması tercih edilir. Oran, hesaplama aşamasında ilgili döneme göre belirlenir.
Mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanır. Bu faiz türü 1475 sayılı Kanunun 14. maddesinde düzenlenmiştir ve fesih tarihinden itibaren işler.
Hayır. İhbar tazminatı için özel bir faiz türü öngörülmediğinden 3095 sayılı Kanundaki yasal faiz uygulanır ve faiz temerrüt tarihinden başlar.
Gerekmez. Kıdem tazminatı fesihle birlikte muaccel olduğundan faiz fesih tarihinden işler. Ancak faizin dava dilekçesinde talep edilmesi zorunludur.
Fazla çalışma ücreti ücret niteliğinde olduğundan 4857 sayılı Kanunun 34. maddesi uyarınca mevduata uygulanan en yüksek faize tabidir.
Yıllık izin ücreti sözleşmenin sona ermesiyle doğan bir alacak kabul edildiğinden yasal faize tabidir ve faiz temerrüt tarihinden işlemeye başlar.
Fesih bildiriminin değerlendirilmesi, işe iade süreci, kıdem ve ihbar alacaklarının hesaplanması, arabuluculuk ve dava aşamalarında büromuzdan hukuki destek alabilirsiniz.