Takip kesinleştikten sonra borçlu, borcun aslında ödendiğini veya alacaklının kendisine süre tanııdığını ispatlayabiliyorsa, icra mahkemesinden takibin durdurulmasını veya tamamen iptalini isteyebilir. Bu imkân m.71'de düzenlenmiştir ve borçlunun kesinleşmeden sonraki doğru yolu bulması açısından önemlidir. Bu düzenleme, kesinleşmiş bir takibin dahi mutlak ve geri dönülemez olmadığını gösteren önemli bir istisnadır. Bu düzenleme, borçlunun kesinleşme sonrası da hukuki durumunu düzeltebilmesi için önemli bir fırsat sunar. Bu imkân, taraflar arasındaki fiili durumun icra dosyasına da yansıtılmasını sağlayan pratik bir mekanizmadır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.71 uyarınca borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde borcun ve ferilerinin itfa edildiğini yahut alacaklının kendisine bir mühlet verdiğini noterden tasdikli veya imzası ikrar edilmiş bir belgeyle ispat ederse, takibin iptalini veya durdurulmasını her zaman icra mahkemesinden isteyebilir.
Bu başvuru için özel bir süre öngörülmemiştir, borçlu takip kesinleştikten sonra elinde bu nitelikte bir belge bulunduğu her aşamada icra mahkemesine başvurabilir. Ancak belgenin kanunda aranan nitelikte olması, yani noterden tasdikli veya karşı tarafça ikrar edilmiş olması şarttır ve bu şart mahkemece sıkı biçimde denetlenir. Bu imkân, borçlunun sonradan ortaya çıkan bir ödeme veya anlaşmayı takip sürecine yansıtabilmesini sağlar. Bu başvuru, takibin tamamen sona ermesini değil, somut duruma göre durdurulmasını da sağlayabilir. Bu kural, ilamlarda olduğu gibi belirli süresel güvenceler getirerek borçlunun hakkaniyete uygun şekilde korunmasını sağlar.
Borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürerse, kanunun ilamların zamanaşımına ilişkin hükmü kıyasen uygulanır. Bu durumda da icra mahkemesi zamanaşımı iddiasını inceleyerek takibin akıbetine karar verir ve gerekirse ilgili kayıtları isteyebilir.
Zamanaşımı iddiasının kesinleşmeden önceki döneme ilişkin olması durumunda ise bu iddia ödeme emrine itiraz aşamasında ileri sürülmelidir, m.71 yalnızca kesinleşme sonrası döneme ilişkin zamanaşımını kapsar. Bu ayrımı gözden kaçırmak, borçlunun savunmasını zayıflatabilir. Bu inceleme sırasında icra mahkemesi gerekli görürse tarafları da dinleyebilir. Bu inceleme, dosyadaki mevcut kayıtlarla uyumlu şekilde yürütülür.
Borçlunun dayanacağı belgenin ispat gücü yüksek olmalıdır, zira icra mahkemesi bu başvuruyu incelerken genellikle dosya üzerinden ve hızlı bir değerlendirme yapar. Sözlü beyan veya tanık ifadesi bu başvuru için yeterli değildir ve mahkeme bu tür delilleri dikkate almaz.
Mahkeme, sunulan belgeyi yeterli bulmazsa talebi reddeder ve takip kaldığı yerden devam eder. Borçlunun bu durumda genel mahkemede dava açma hakkı saklı kalır ve bu dava icra takibinden bağımsız olarak yürütülür. Bu nedenle borçlunun elindeki belgeleri baştan itibaren düzenli şekilde saklaması önerilir. Bu nedenle borçlunun elindeki belgeleri doğru şekilde saklaması ve gerektiğinde ibraz etmesi büyük önem taşır.
İcra ve İflas Kanunu'nun 71. maddesinin birinci fıkrası borçluya süresiz bir başvuru imkânı tanır: takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun ve ferilerinin itfa edildiğini yahut alacaklının kendisine bir mühlet verdiğini ispat eden borçlu, takibin iptal veya talikini her zaman icra mahkemesinden isteyebilir. Buradaki her zaman ifadesi, ödeme emrine itiraz için öngörülen kısa süreyle karıştırılmamalıdır; bu yol takibin kesinleşmesinden sonraki dönem için açıktır.
Süresizliğin karşılığı katı bir ispat ölçütüdür. Madde, itfa veya mühlet iddiasının noterden tasdikli veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispatlanmasını arar. Belge ya noter tasdikini taşıyacak ya da altındaki imza karşı tarafça ikrar edilmiş olacaktır. Alacaklının imzasını kabul etmediği adi bir yazı ya da yalnızca tanık beyanı bu yolun işletilmesine yetmez; bu tür iddialar icra mahkemesinin dar yetkisini aşar.
Zamanaşımı iddiası ise ayrı bir rejime tabidir. Maddenin ikinci fıkrası, borçlunun takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi hâlinde 33/a maddesi hükmünün kıyasen uygulanacağını söyler. Bu maddeye göre zamanaşımının gerçekleştiği, kesildiği veya tatile uğradığı iddiaları icra mahkemesince resmi vesikalara müsteniden incelenir ve icranın geri bırakılmasına veya devamına karar verilir. Geri bırakma kararının kesinleştiğinin kendisine tebliğinden sonra alacaklı, zamanaşımının gerçekleşmediğini ispat için yedi gün içinde genel mahkemelerde dava açabilir; açmazsa zamanaşımı hususu kesin hüküm teşkil eder.
Hayır, borçlu elinde gerekli belge bulunduğu sürece her zaman başvurabilir.
Noterden tasdikli veya karşı tarafça imzası ikrar edilmiş belgeler yeterli sayılır.
Hayır, kanun yazılı ve nitelikli bir belge aranmasını şart koşmuştur.
İcra ve İflas Kanunu'nun 71. maddesi bu talep için süre öngörmez; borçlu takibin iptal veya talikini her zaman icra mahkemesinden isteyebilir. Buna karşılık ispat aracı sınırlıdır: borcun ve ferilerinin itfa edildiği yahut alacaklının mühlet verdiği, noterden tasdikli veya imzası ikrar edilmiş bir belgeyle ortaya konmalıdır. Zamanaşımı iddiası ise maddenin ikinci fıkrası uyarınca 33/a maddesine göre, resmi vesikalar üzerinden incelenir.
Alacağınızın tahsili, itirazların çözümü ve haciz süreçlerinde CMY Hukuk & Danışmanlık olarak yanınızdayız. Dosyanızı değerlendirelim.
Ödeme Emri ve İcra Emri Arasındaki Farklar hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›Makaleİtirazın Kesin Kaldırılması ve m.68 hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›Makaleİtirazın Geçici Kaldırılması ve m.68/a hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleMenfi Tespit Davasında Teminat ve İcranın Durması hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleBorçlu dinlenmeden verilen ihtiyati haciz kararına karşı borçlunun ve menfaati ihlal edilen üçüncü kişilerin itiraz hakkını m.265 çerçevesinde anlatır.
Devamını oku ›Makaleİhtiyati haczin kesin hacze çevrilmesi, alacaklının takibi süresinde başlatmasına bağlıdır; izlenecek adımlar ve sürenin kaçırılmasının sonuçları anlatılıyor.
Devamını oku ›