Önemli ölçüde tehlike arz eden işletmelerin faaliyetinden doğan zararlarda kusursuz sorumluluk ve denkleştirme talebi.
TBK m. 71/1 uyarınca önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur. Bu hüküm, 6098 sayılı Kanunla getirilen genel bir tehlike sorumluluğu düzenlemesidir.
Sorumluluğun ayırt edici yönü şudur: kurtuluş kanıtı yoktur. İşletme sahibi tüm özeni gösterdiğini ispat etse bile sorumluluktan kurtulamaz. Sorumluluğun temeli kusur değil, faaliyetin yarattığı tehlike ve bundan elde edilen yarardır.
Kanun bir ölçüt verir: bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir (m. 71/2).
Aynı fıkra bir karine daha getirir: herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır. Uygulamada patlayıcı ve kimyasal madde üretimi, akaryakıt tesisleri, enerji üretim ve dağıtım tesisleri, maden işletmeleri ve büyük inşaat şantiyeleri bu kapsamda değerlendirilir.
Sorumluluk işletme sahibi ile varsa işleten arasında müteselsildir. Zarar gören, ikisinden dilediğine ya da her ikisine birden başvurabilir. İşletmenin işletilmesi bir başkasına devredilmişse sorumluluk ortadan kalkmaz; sahip ve işleten birlikte sorumlu olmayı sürdürür.
Zarar görenin ispat etmesi gereken, işletmenin önemli ölçüde tehlike arz ettiği ve zararın bu işletmenin faaliyetinden doğduğudur. Kusur ispatı gerekmez. Zarar görenin kendi kusuru varsa TBK m. 52 uyarınca indirim gündeme gelebilir.
Kanunun en dikkat çekici hükmü m. 71/4'tür: önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.
Yani işletme tüm ruhsat ve izinlere sahip olsa, mevzuata tam uyum içinde çalışsa dahi zarar görenin talep hakkı sürer. Bu, çevre kirliliği, gürültü, titreşim ve emisyon kaynaklı komşuluk zararlarında pratik önem taşır; hukuka uygunluk sorumluluğu ortadan kaldırmaz, yalnızca giderimin "uygun bedel" ölçüsünde belirlenmesini sağlar.
TBK m. 71/3 açıkça belirtir: belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır. Bu nedenle motorlu araç kazalarında 2918 sayılı KTK m. 85, maden ve iş kazalarında iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, çevre zararlarında Çevre Kanunu gibi özel düzenlemeler öncelikle uygulanır.
Sorumluluk birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istememişse, ona en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir (TBK m. 60). Bu nedenle dava dilekçesinde sorumluluk sebeplerinin kademeli ve eksiksiz gösterilmesi önemlidir.
Hayır. Sorumluluk kusursuzdur ve kurtuluş kanıtı yoktur; işletme sahibi tüm özeni gösterdiğini ispat etse bile sorumluluktan kurtulamaz (TBK m. 71/1).
Uzman bir kişiden beklenen tüm özen gösterilse bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli işletmeler. Ayrıca bir kanunda benzeri tehlikeler için özel tehlike sorumluluğu öngörülmüşse o işletme de bu kapsamdadır (m. 71/2).
Hayır. Faaliyete hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile zarar görenler, zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilir (TBK m. 71/4).
İkisi müteselsilen sorumludur; zarar gören dilediğine ya da her ikisine birden başvurabilir.
Belirli tehlike hâlleri için öngörülen özel hükümler saklıdır (m. 71/3). Motorlu araç kazalarında öncelikle 2918 sayılı KTK m. 85 uygulanır.
Marka, patent ve tasarım haklarınızın korunmasında hukuki destek için bize ulaşın.
KTK m. 85 kapsamındaki özel tehlike sorumluluğu.
Devamını oku ›MakaleKurtuluş kanıtı imkânı bulunan kusursuz sorumluluk.
Devamını oku ›MakaleGenel sorumluluk şartları ve kusursuz sorumluluk hâlleri.
Devamını oku ›