Ayrımın ölçütü iki maddededir: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 11. maddesine göre ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir; 15. maddeye göre ise ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri bu sınırı aşmayan, sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. Sınır Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir.
Türk Ticaret Kanununun 11. maddesinin birinci fıkrası ticari işletmeyi tanımlar. Buna göre ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. İkinci fıkra, ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırın Cumhurbaşkanı kararıyla belirleneceğini öngörür.
Kanunun 15. maddesi esnafı tanımlar. İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan, sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.
Görüldüğü üzere ayrım iki unsura dayanır: faaliyetin ağırlıklı olarak bedenî çalışmaya mı yoksa sermayeye mi dayandığı ve gelirin belirlenen sınırı aşıp aşmadığı. Parasal sınır idari düzenlemeyle belirlendiğinden, somut olayda güncel metnin kontrol edilmesi gerekir.
Kanunun 12. maddesine göre bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.
Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ticari işletme açmış gibi kendi adına veya adi şirket ya da hukuken var sayılmayan bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.
Kanunun 14. maddesi uyarınca, kişisel durumu veya meslek ve görevi dolayısıyla kanundan ya da yargı kararından doğan bir yasağa aykırı biçimde veya gerekli izni almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır. Kanunun 16. maddesine göre ticaret şirketleri ile amacına varmak için ticari işletme işleten vakıflar ve dernekler de tacir sayılır.
Kanunun 18. maddesine göre tacir, her türlü borcu için iflasa tabidir; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve gerekli ticari defterleri tutmakla yükümlüdür. Her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.
Aynı maddenin üçüncü fıkrası, tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe ve sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbar veya ihtarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemiyle yapılacağını düzenler.
Kanunun 19. maddesine göre bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır; taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğeri için de ticari iş sayılır. Kanunun 22. maddesi uyarınca tacir sıfatını haiz borçlu, aşırı ücret veya ceza kararlaştırıldığı iddiasıyla ücretin veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez.
Kanunun 15. maddesinin son cümlesi, tacirlere özgü olmakla birlikte esnafa da uygulanacak hükümleri sayar. Bunlar, ücret isteme hakkını düzenleyen 20. madde ile işletme adına ilişkin 53. madde ve Türk Medenî Kanununun 950. maddesinin ikinci fıkrasıdır.
Kanunun 20. maddesine göre tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir uygun bir ücret isteyebilir; ayrıca verdiği avanslar ve yaptığı giderler için ödeme tarihinden itibaren faize hak kazanır.
Kanunun 53. maddesi, işletme sahibiyle ilgili olmaksızın doğrudan işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayırt etmek için kullanılan adların da sahipleri tarafından tescil ettirilmesi gerektiğini düzenler. Bu hüküm esnaf işletmeleri bakımından da uygulanır.
Ayrım, önce görev ve dava şartı bakımından sonuç doğurur. Ticari dava sayılan uyuşmazlıklar asliye ticaret mahkemesinde görülür; ticari nitelikteki alacak davalarında arabuluculuğa başvuru dava şartıdır.
İkinci olarak faiz, temerrüt ve ihtar şekli farklılaşır. Tacirler arasında sözleşmeyi feshe ve temerrüde ilişkin ihbarların Kanunun 18. maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan yollarla yapılması gerekir.
Üçüncü olarak defter tutma ve ispat rejimi değişir. Tacir, gerekli ticari defterleri tutmakla yükümlüdür; defter kayıtları uyuşmazlıkta delil değerlendirmesine tabidir. Esnaf bakımından bu yükümlülük Türk Ticaret Kanunu anlamında doğmaz.
Son olarak iflas yolu bakımından farklılık vardır. Tacir her türlü borcu için iflasa tabi iken, esnaf hakkında iflas yoluyla takip yapılamaz.
Ticaret siciline mi yoksa esnaf ve sanatkârlar siciline mi kayıtlı olunduğu ilk gösterge niteliğindedir. Ancak sicil kaydı tek başına belirleyici sayılmaz.
Vergi levhası, beyanname ve gelir kayıtları, faaliyetin gelir düzeyinin sınırı aşıp aşmadığını göstermek bakımından incelenir.
Çalışan sayısı, kullanılan sermaye, makine ve teçhizat ile işyerinin niteliği, faaliyetin bedenî çalışmaya mı sermayeye mi dayandığını ortaya koyar.
Oda kaydı ve meslek kuruluşu belgeleri, sıfatın tespitinde tamamlayıcı delil olarak sunulabilir.
Sınırı belirleyen düzenlemenin işlem tarihinde yürürlükte olan metni esas alınmalıdır; bu metin zaman içinde güncellenmektedir.
Esnafın ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanır ve geliri kanunda öngörülen sınırı aşmaz. Bu sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı ve bağımsız faaliyet ise ticari işletme sayılır ve onu işleten kişi tacir olur.
Hayır. Türk Ticaret Kanununun 18. maddesine göre her türlü borcu için iflasa tabi olan tacirdir. Esnaf hakkında iflas yoluyla takip yapılamaz.
Kanunun 15. maddesine göre tacirlere özgü 20 ve 53. maddeler ile Türk Medenî Kanununun 950. maddesinin ikinci fıkrası hükmü esnafa da uygulanır.
Türk Ticaret Kanununun 18. maddesindeki ticari defter tutma yükümlülüğü tacire aittir. Esnaf bakımından bu Kanundan doğan bir defter tutma yükümlülüğü öngörülmemiştir; vergi mevzuatından doğan kayıt yükümlülükleri saklıdır.
Kanunun 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir. Bu nedenle somut olayda işlem tarihinde yürürlükte olan düzenlemeye bakılması gerekir.
Ticari sözleşmelerin hazırlanması ve sona erdirilmesi, faturaya itiraz, şirket ortaklığından doğan uyuşmazlıklar ile ticari alacakların takibinde büromuzdan hukuki destek alabilirsiniz.
Tacir sıfatının kazanılması ve bu sıfata bağlanan yükümlülükler.
Devamını oku ›MakaleTutulması gereken defterler, onay ve saklama süreleri.
Devamını oku ›Makaleİşletmenin bütün hâlinde devri, tescil ve ilan yükümlülüğü.
Devamını oku ›